İçeriğe geç
  • Dolar 49,5565 ▲ %0,10
  • Euro 55,7692 ▲ %0,12
  • Sterlin 66,1467 ▲ %0,39
  • Gram Altın 6.633,21 ▼ %0,03
  • Çeyrek Altın 10.859,67 ▲ %0,90
  • Gümüş 90,76 ▼ %0,67
  • Bitcoin 4.040.232 ▼ %0,00
  • BIST 100 11.721,72 ▼ %2,89

Yaşam

Üretmek, uzun yaşamın anahtarı olabilir

Üretmek, uzun yaşamın anahtarı olabilir

Helsinki Üniversitesi araştırmasına göre, sanatsal ve kültürel faaliyetlerle uğraşan kişilerde genel ölüm riski daha düşük. Uzmanlar, üretmenin yaşam süresini ve mutluluğu artırdığını belirtiyor.

Yakın zamanda karşılaşılan bilimsel bir araştırma, üretmenin yaşam üzerindeki etkilerini yeniden gündeme getirdi. Helsinki Üniversitesinden Tellervo Nenonen ve ekibinin yürüttüğü, 19 yıllık takip verilerine dayanan çalışmada, sanatsal ve kültürel faaliyetlerle ilgilenen insanların daha uzun yaşayıp yaşamadığı araştırıldı. Resim yapmak, enstrüman çalmak, el işiyle uğraşmak veya bir şeyler üretmenin yalnızca hoşça vakit geçirmeyi değil, sağlığı da etkileyip etkilemediği incelendi.

Sabah'ta yayınlanan habere göre, araştırmacılar Finlandiya'da 30 yaşın üzerindeki 6 bin 548 kişinin verilerini inceledi. Katılımcıların kültürel etkinliklere katılma, kitap okuma, müzik dinleme ve sanatsal üretim alışkanlıkları değerlendirildi. Bu bilgiler, 19 yıllık ölüm kayıtlarıyla karşılaştırıldı. Sonuçlara göre, üretken faaliyetlerle daha fazla ilgilenen kişilerde genel ölüm riskinin daha düşük olduğu görüldü.

Tüketirken başkalarının ortaya koyduklarıyla karşılaşılırken, üretirken kendi imkânlar keşfediliyor. Bir şey üretmek, insana yalnızca ortaya çıkan eserin mutluluğunu vermiyor. Aynı zamanda öğrenmenin, gelişmenin ve bir işi tamamlamanın memnuniyetini yaşatıyor. Daha önce yapılamayan bir şeyi yapabilmek, kişinin kendine duyduğu güveni artırıyor. Üretmekten kastedilen yalnızca para kazanmak veya meslekte başarılı olmak değil. Bazen en kıymetli üretimlerin hiçbir ekonomik karşılığı bulunmuyor. Bir saksıya çiçek dikmek, ahşaptan küçük bir kutu yapmak, eski bir sandalyeyi onarmak, bir deftere düşünceleri yazmak, bir melodiyi öğrenmek, örgü örmek, fotoğraf çekmek veya kendi tarifiyle yemek hazırlamak da üretmek olarak kabul ediliyor. Üstelik bunları güzel yapmak zorunluluğu da bulunmuyor.

Yıllardır müzikle ilgilenen bir kişi olarak, bir enstrümanla geçirilen zamanın kıymetinin yalnızca ortaya çıkan güzel melodide olmadığı vurgulanıyor. Bazen aynı notayı defalarca çalışmak, sabretmeyi öğrenmek ve dün yapılamayan bir şeyi bugün yapabilmek başlı başına bir kazanım olarak görülüyor. Tasavvuf geleneğinde de emek vermenin ve ortaya bir eser koymanın ayrı bir yeri bulunuyor. Bir hattatın yazdığı harfte, bir ustanın işlediği ahşapta, bir neyzenin çalıştığı makamda yalnızca ortaya çıkan ürün değil, insanın o işe gösterdiği özen de önem taşıyor. İnsan bazen yaptığı işi güzelleştirirken kendi hayatını da güzelleştiriyor. Fakat üretken olmak, günün her saatini bir şeyler yaparak geçirmek anlamına gelmiyor. Dinlenmek, kitap okumak, müzik dinlemek ve hiçbir şey yapmadan vakit geçirmek de hayatın ihtiyaçları arasında sayılıyor. Asıl meselenin, bütün zamanı başkalarının ürettiklerini tüketerek geçirmek yerine kendi hayatında da bir şeylere emek vermek olduğu ifade ediliyor.

Üretkenliği alışkanlığa dönüştürmek için önerilen ilk adım, sonuca değil sürece odaklanmak. Önce sonuç almak için değil, keyif almak için bir uğraş seçilmesi gerekiyor. "Hangi konuda yetenekliyim?" diye sormak yerine "Hangi işle uğraşırken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum?" diye sorulması öneriliyor. Çocuklukta resim yapmayı sevmek, hep gitar çalmayı öğrenmek istemek veya bitkilerle uğraşmanın iyi gelmesi gibi ilgi alanlarına yönelmek önem taşıyor. Başlangıçta başarılı olmayı hedeflememek ve yalnızca o uğraşa hayatında yer açmak gerekiyor.

İkinci adımda, her gün yalnızca on beş dakikanın üretmeye ayrılması öneriliyor. Yeni alışkanlıklar edinirken en sık yapılan hatalardan biri büyük hedeflerle başlamak olarak gösteriliyor. Her gün iki saat resim yapmaya veya bir ayda enstrüman öğrenmeye karar vermek, birkaç gün sonra hayatın sorumlulukları araya girince vazgeçilmesine neden oluyor. Günde on beş dakika ayırmanın başlangıç için yeterli olduğu, önemli olanın sürenin uzunluğu değil, bu davranışı düzenli olarak tekrarlayabilmek olduğu belirtiliyor.

Üçüncü adımda, yeni davranışın günlük hayatın parçası hâline getirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Alışkanlık kazanmanın yollarından biri, yeni davranışı zaten yapılan bir işin arkasına yerleştirmek olarak açıklanıyor. Örneğin sabah kahvesinden sonra on dakika yazı yazmak, akşam yemeğinden sonra enstrümanı eline almak, hafta sonu yürüyüşünde fotoğraf çekmek öneriliyor. Böylece üretmek, sürekli karar verilmesi gereken bir görev olmaktan çıkıp hayatın doğal bir parçası hâline gelebiliyor.

Dördüncü adımda, küçük bir üretim defteri hazırlanması tavsiye ediliyor. Her hafta ne yapıldığını, ne öğrenildiğini ve hangi konuda ilerleme kaydedildiğini birkaç cümleyle yazmak öneriliyor. Birkaç ay sonra geriye dönüp bakıldığında yalnızca ortaya çıkarılan eserlerin değil, kendi gelişimin de görülebileceği ifade ediliyor.

Beşinci adımda ise satın almanın mutluluğunun geçici olduğu hatırlatılıyor. Daha çok satın almanın her zaman daha mutlu olmak anlamına gelmediği, daha çok meşgul olmanın her zaman daha verimli olmak olmadığı, daha çok üretmenin de kendini sürekli çalışmaya zorlamak olmadığı belirtiliyor. Herkesin hayatı boyunca bir şeyler tükettiği ve buna ihtiyacı olduğu, fakat tüketmenin yanına üretmeyi de koyduğunda hayatta farklı bir memnuniyete yer açılabileceği vurgulanıyor.

TürkAta Haber Ajansı

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…